個人檔案LA İLAHE İLLALLAH MUHAMM...相片部落格清單更多 工具 說明

部落格


ŞUURLU MÜSLÜMAN İÇİN RAMAZAN

ŞENLİK ve FESTİVAL HAVASINDA EDÂ EDİLEN ORUÇLARIMIZ’a

EĞLENCEYE DÖNÜŞTÜRÜLEN RAMAZANLARIMIZ’a MÜSLÜMANCA BİR BAKIŞ

Ramazan’ı gereği gibi değerlendiren, durumunu hayırlara doğru değiştiren, Oruç’larının hakkını vererek başını dik tutanların ve başını oruçla dik tutanların Ramazan’ları bereketli, Oruç ve diğer ibadetleri makbul olsun inşaallah.

Ne kadar acıdır ki; insanımızı yönlendiren resmî kurumlar, belediyeler ve özellikle medya tarafından Ramazan, “ibâdet ve mâneviyât  ayı” olmaktan çıkarılıp, eğlence ayı olarak değerlendirmekte, daha çok folklorik plânda, panayır tarzında, festival, şenlik, eğlence olarak hayata yansıtılmaktadır. Belki şehrimizde de böyle bir organize yapılmış ve hatta ünlü Cola firması bile buna sponsor olmuş olabilir. Araştırırsanız göreceksiniz. Eski Ramazanlar dedikleri İstanbul sosyetesinin, Ramazan ruhundan uzak direkler arası eğlenceleri, çadır programları maalesef, artık her yerde ve her Anadolu şehrinde var.

İnancımıza göre Ramazan; Karanlıklardan nura çıkışın başlangıcı... Günahlardan arınmak için bir fırsat... Ne kadar güzellik, ne kadar hayır varsa hepsini kuşatmıştır. Ne namaz festivalidir, ne de mukabele ziyafeti; beşerin vahiyle yeniden buluşmasıdır o... Geride kalan bir yılın muhasebesi, bugünün ihyası ve geleceğin inşası... Bütüncül bir bakış... Korku ve pişmanlık, tevbe ve ümittir. Eğlenceyle, şamata gürültü ve hadsiz densizliklerle hiç mi hiç alakası yoktur aslında Ramazanlarımızın.

Yazıklar olsun, imtihanda olduğunu unutarak dünyayı sadece geçim ve seçim dünyası kabul eden, ibâdetleri ihmal eden ve adetlerini ibadetleştiren, ibadetleri adetle değiştirenlere, Ramazan’ı hevesleri istikametinde şölene ve şenliğe çevirenlere!

Ramazan, bir okuldur inancımızda. Namaz, Oruç, Fitre, Kur’an’ı okumak, Anlamak ve Dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi dersleri vardır. Ramazan okulundan yararlanmak için, dinimizin emirlerini yerine getirip haramlarından kaçan gerçek müslüman olmaya gayret etmek, ibâdetlere ve Kur’an’a sarılmak gerekir. Bu ayda geçmiş on bir ayın muhâsebesini yapan, geleceğe beden ve ruh olarak hazırlanan İslâm’ı yaşayan insanlar, ayın sonunda Allah’tan rahmet ve rızâ diplomasını hak ederler.

Ramazan, Müstekbirler, emperyalist kafirler, kapitalist haramzadeler, komprador ağalar-beyler ve bütün zalimlerden hesap sormak için; Ümmetin İnkılâb ayıdır. Zihinlerde, sosyal ilişkilerde, mabedlerde, siyasal iktidarda ve tüm sosyal kurumlarda yaşamakta olan şirki defetmek ve vahyin buyruklarını hayata ikame etmek için, mahrumların ve mustazafların hakları için,  bir imkan ve fırsat ayıdır Ramazan. Kadrini bilip değerlendirebilenler için, her yıl ayağımıza gelen Rahman’ın verdiği bir fırsat.

Müslümanları tehdit eden, baskı, işkence ve korkutmayla sindirmeye çalışan azgınlara, müfsidlere, zalimlere karşı ilk darbenin indirildiği ayın adı Ramazan’dır. Oruç ayı olan Ramazan, küfrün belini kıran şanlı Bedir zaferinin daimî tanığıdır. Nefisle cihad ayıdır, olgunluk ve sabır ayıdır. Allah için sabretmeyi ve Allah için başkaldırmayı öğretir öncelikle inananlara. Atalar dinini değil, vahyî ölçüyü esas alan ve tarihten dersler çıkaran, kendi durumunu değiştirmedikçe Allah’ın durumlarını değiştirmeyeceğine iman etmiş, İslâm’ı, Allah’ın indirdiği netlikle yaşamaya ve yaşatmaya çalışan, Peygamberlerin takipçisi, Şehitlerin yolunu sürdüren, Küfrün korku odağı, İslami Hareketin İnkılâb ayıdır Ramazan.

Ramazan; haramlara, şeytanlıklara, nefsimizin isteklerine karşı bir sığınak ve kaledir. Oruçla girilir bu kaleye. Ramazan’ın içinde bulunduğunu ve imsaktan iftara kadar geçen zamanda orucuyla ibâdet halinde olduğunu bilen kişi,  Allah’ı görüyor gibi, yaptıklarını ölçülü ve güzel yapmaya çalışacaktır. Ve Ramazan’larını diriltebilenler, Ramazan’larda dirilenler olacaktır.

Oruç, yaratıcımız, çevremiz ve kendi nefsimizle olan ilişkilerimizde olumsuzluklardan arınma duygumuzu güçlendirdiğimiz Tevhidî bir eylemdir. Rabbimiz için mahrumiyetleri ve güçlükleri göğüsleyebilmenin ve zorluklara mukavemet gösterebilmenin güzel eğitimidir. Ne mutlu Ramazan ikliminde İlâhî terbiyeden geçebilenlere, İtaat edenlere.

Sadece yavan bir Oruç tutmakla iş bitmemektedir ve aslında yapılması gereken Orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı, haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helâlin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının, gasıpların elinden alınarak mustaz’aflara iade etme azminin, orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur. Ne mutlu Oruç tutanlara, Oruçlarına tutunanlara.

Evlerimiz epeydir, Ramazan’la Kur’an kursuna dönüşmemekte, vaktimizi Kur’an doldurmamaktadır. Formalite icabı ve âdet olarak mukabelelerle yetinilmekte, düşünmeden, anlamadan, hayata geçirme endişesi duymadan Kur’an’ın sadece lafzı hızlı bir şekilde okunmakta ve malesef Kur’an’a karşı insanların görevlerinin, adetâ sadece hatim etmekten ibâret olduğu sanılmaktadır.

Ramazan’ı festivale dönüştürenler orucu diyete, ibadeti âdete dönüştürürler. İbadetleri âdete dönüştürenlerin kaçınılmaz olarak yaptıkları ikinci yanlış ‘adeti ibadete’ dönüştürmektir. Ramazan’ı ‘beslenme festivaline’ dönüştürmek, bu güzelim imkânı, arsızca ve hovardaca isrâf etmekten başka bir şey değildir.

Hiç olmazsa bu Ramazan; Hurafelere bel bağlayıp ilk iftarı Oruçbaba türbesinde açarak, Eyüpsultan’da teravih kılarak, Sultanahmet panayırında gezerek, Feshane gecelerinde nostalji yaşayarak avunmakla... Anladığı dilden tefekkür ederek Kur'an okumak yerine sadece doğru sesleri çıkarmaya çalışarak papağanlık etmekle... Orucu açlığa, namazı ritüele, dûayı buyruğa, zekâtı cimriliğe çevirerek... Özü şekle, anlamı lâfza kurban ederek... veya benzerleriyle oyalanıp kendimizi kandırarak Ne Olursunuz Treni Kaçırmayalım.! Bunlar sadece İstanbul’da olmuyor. Gözümüzü açalım, yakınımızda inanın en alâsı oluyor.

Bilmem kaç yıldızlı otellerin, (Ramazan ayı dışındaki zamanlarda toplantılarının içkisiz yapılmadığı) balo salonlarında, daha çok zenginlerin birbirini ağırladığı, tanınmış kişilerin sofralara dâvet edildiği, iftar ziyafetlerinde, Firavun sofralarına benzer tarzda iftar etmek, günümüz insanına has taşkınlık ve tuhaflıklardandır. Ve Ramazan’ın ruhuna hakarettir.

Oruçlarımızı çaldırmamak, Ramazanlarımıza sahip çıkmak adına uyanık olalım. Kötülük odaklarına karşı verilecek mücadelenin bireysel boyutunu teşkil eden Oruç’un ellerimizden tutarak bizi Ramazan’ın çocukları olarak yetiştirmesi dileğiyle, Ramazan’larda Oruçlarımızla arınmak, dirilmek, dik duruşlarımızı bozmadan ve Hakk’ın hatırını beraberce yüceltmek dileğiyle, Başlarını Oruç’la dik tutanların, Oruçları ve ibadetleri makbul, Ramazan’ları bereketli olsun. Unutmayalım ki, İslâmî Tesettürün defilesi, açılıp saçılarak gösterilmesi nasıl mümkün değilse, İbadetlerin de, Ramazan’ın da Festivali, Eğlencesi ve Şenliği olmaz, olamaz… … Sâhûr, İmsâk, İftâr ve Oruçlarıyla beraber…… Hayırlı Ramazanlar………

Nefs ve Heva Şeytandandır

Nefsin Hevasına Uymak

Nefsin sevdiği, istediği şeylere heva denir. Nefsin hevasına, şehvetlerine, isteklerine, lezzetlerine tâbi olmak kötü huyların başında gelir. Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur'an-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bid’at sahibi olmaya yahut fıska [haram işlemeye] başlar. Âlimler, (Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki engellerin en tehlikelisidir. İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır) buyurmuşlardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arzularından men edenin, varacağı yer elbette Cennettir.) [Naziat 40,41]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Şu üç şey insanı felakete sürükler: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek.) [Ebu Nasr, Hakim-i Tirmizi]

(Şu dört şey kimde bulunursa ona Cehennem haramdır, şeytan ve nefsinden de korunmuş olur. Nefsi bir şeye heves etse, nefsin şehvet ve öfkesine hakim olur. Nefsi bir şeyden nefret etse de onu yapar. Bu dört şey şunlardır: Bir miskini barındırmak, güçsüze acımak, hizmetçiye yumuşaklık göstermek, ana babaya infak.) [Deylemi]

(Aklın alameti, nefse hakim olup öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi]

Nefse uyup da, tevbe ve istiğfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Nefs, yaratılışında kötülükleri, zararlı şeyleri sevici ve isteyicidir. (Nefsinden sakın daim. Ona güvenme asla. Yetmiş şeytandan daha fazla düşmandır sana)

Nefsin, insanı haramlara ve mekruhlara sürüklemesinin zararları meydandadır. İstekleri hep hayvani arzulardır. Hayvani arzular ise, hep dünyadaki ihtiyaçlardır. İnsan bu arzuların peşinde koşarsa, ahiret ihtiyaçlarını hazırlamaktan geri kalır.

Çok önemli olan bir şey de, nefs mubahlarla doymaz. Mubahları kullanmayı arttırdıkça, isteklerini arttırır. Yine de, doymaz. İnsanı haramlara sürükler. Haramlara düşenin de küfre girmesi kolaylaşır. Mubahları aşırı kullanmak, dertlere, hastalıklara sebep olur. Böyle insan, hep midesini, zevkini düşünür. Hasis ve rezil olur.

Nefsin İslamiyet'in dışına taşmasını önlemek için, onunla iki cihad vardır:
1- Nefse uymamak, onun arzularını yapmamaktır. Buna, Riyazet denir. Riyazet, takva ve vera ile olur. Takva, haramlardan kaçmaktır. Vera, haramlardan kaçıp mubahları da ihtiyaçtan fazla kullanmaktan sakınmaktır.

2- Nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Buna Mücahede denir. Bütün ibadetler mücahededir.

Bu iki cihad, nefsi terbiye eder. İnsanı olgunlaştırır. Ruhları kuvvetlendirir. Sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ kullarının ibadetlerine muhtaç değildir. Kullarının günah işlemesi de Ona zarar vermez. Kulun nefsini terbiye etmek, nefsle cihad etmek için bunları emretmiştir.