izzet's profileLA İLAHE İLLALLAH MUHAMM...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULULLAHRabbim Allah, Dinim İslam, Kitabım Kur'an-ı Kerim, Peygamberim Hz.Muhammed (S.A.V.) Mü'minim, Müslümanım El-Hamdülillah |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Public folders ![]() 3D Mekanlar Mekke Medine
![]() Allaha İman Önce La İle Başlar
![]() Allah'a Kul Olan Kula Kulluktan Kurtulur
![]() Ayetler
![]() Ayetler (2)
![]() Baş Örtüsü Farz'dır_
![]() Bizi Hesaba Çekecek Olan ALLAH tır
![]() Cehennem Ateşine Ne Kadar Yakınsın
![]() Ebu Hanife; Numan bin Sabit (R.A.)
![]() En Büyük Mucize Kur'an-ı Kerim
![]() Haydi İslama, Haydi Kur'an ve Sünnete__
![]() Hicri Yılbaşı
![]() Hidayet İstiyorsanız; Kur'an-ı Araştırın.
![]() Home page photos
![]() Hoş Geldin Ya Resulellah (S.A.V.)
![]() İlahiler
![]() İslami Çalışmalar
![]() İslami Resimler
![]() İslami Videolar
![]() İzzet Öztürk
![]() Kahrolsun İsrail ve ABD
![]() Kur'an-ın Gölgesinde Bir Hayat
![]() Mehmed Alagaş'ın Kitaplarından Örnekler
![]() Mehmet Akif Ersoy
![]() Mekke ve Medine İki Eşsiz Hazine
![]() Müslüman Olan Dosdoğru Namaz Kılar
![]() Namaz; Mü'minin Miracıdır.
![]() Nefs ve Heva Seni Yok Etmesin
![]() Nefs Ve Şeytanı Düşman Bil
![]() Ölmeden Önce, Kendimizi Hesaba Çekelim
![]() Oyunlar
![]() Sadece Akıl İle Cennet Olmaz
![]() Tevhid
![]() Tire Hafızları Toplu Halde
![]() Tüm Zalimlerin Dikkatine
![]() Zehranın Gözleri
İlim Öğrenmek; Kadın-Erkek Her Müslümana Farzdır.
Her Şey İslam İçin
İSLAMİ ŞİİRLER
|
İslama Düşmanlık Yapan İngilizlerİngilizlerin İslam düşmanlığı İslam düşmanları, tâ ilk asırdan beri, İslamiyet’i yok etmek için çalışıyorlar. Şimdi de, çeşitli adlarla, çeşitli planlarla saldırıyorlar. İtikadı bozuk kimseler de müslümanları doğru yoldan ayırmak için, hile ve iftira yapıyorlar. Böylece, İslam düşmanları ile işbirliği yaparak, Ehl-i İslamı yıkmaya uğraşıyorlar.
Bu saldırıların öncülüğünü İngilizler yaptı. Bütün kaynaklarını, hazinelerini, silahlı kuvvetlerini, donanmasını, tekniğini, politikacılarını ve yazarlarını bu işte kullandı. Böylece, dünyanın en büyük iki İslam devleti olan Hindistan'daki Gürganiyye ve üç kıt'a üzerine yayılmış bulunan Osmanlı İslam devletlerini yıktı.
Her yerde İslam’ın değerli kitaplarını yok etti. İslam bilgilerini birçok yerlerden sildi, süpürdü. İkinci Cihan Harbinde, komünistler yok olmak üzere iken, bunların kuvvetlenmelerine, yayılmalarına sebep oldu. İngiliz Başbakanı James Balfour, 1917'de, müslümanların mukaddes yerleri olan Filistin'de Yahudi devletinin kurulması için çalışan Siyonizm teşkilatını kurdu.
İngiliz hükümeti, bu işi senelerce destekleyip, 1947'de İsrail devletinin kurulmasını sağladı. Yine İngiliz hükümeti, 1932'de, Arabistan Yarımadası'nı Osmanlılardan alıp, Süudlara teslim ederek, İslamiyet’e en büyük darbeyi vurdu.
1944'de Japonya'da vefat eden Abdürreşid İbrahim efendi, 1910'da İstanbul'da basılan Âlem-i İslam kitabının ikinci cildinde, (İngilizlerin İslam düşmanlığı) yazısında diyor ki:
İngiliz siyasetinin temeli, İslamiyet’i yok etmektir. Bu siyasetin sebebi, İslamiyet’ten korkup müslümanları aldatmak için, satılmış vicdansızları kullanırlar. Bunları İslam âlimi, kahraman olarak tanıtırlar. Sözün özü, İslamiyet’in en büyük düşmanı İngilizlerdir.)
İngilizler, yüzyıllardır İslam memleketlerini kana boyamakla kalmamış, İskoç masonları, binlerce müslümanı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmış, insanlığa yardım, kardeşlik gibi laflarla, dinden çıkmalarına, dinsiz olmalarına sebep olmuştur.
İslamiyet’i büsbütün yok etmek için, bu masonları maşa olarak kullanmışlardır. Böylece, Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa ve Mithat Paşa, Talat Paşa gibi masonlar, İslam devletlerini yıkmakta kullanıldıkları gibi, Efgani ve Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri çömezler de, İslam bilgilerini bozmaya, yok etmeye alet olmuşlardır.
Bu mason din adamlarının yazdıkları yüzlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında Mısırlı Reşid Rıza'nın (Muhaverat) kitabı, tercüme edilip dağıtılarak müslümanların dinlerini ve imanlarını bozmaya çalışmaktadırlar.
Ehli sünnet âlimlerinin kitaplarını okumamış, anlayamamış birkaç genç din adamının da bu akıntıya kapılarak felakete sürüklendikleri ve başkalarının da felaketlerine sebep oldukları görülmektedir.
http://www.delikanforum.net/konu/36440-ingilizlerin-islam-dusmanligi.html
İslamizasyon (Ilımlı İslam); İslamda Yoktur.Ilımlı İslam, Nedir?AKP, Türkiye’yi katı bir şeriat ülkesi haline getiremeyeceğini görüyor. Dahası, bu amacı terk etmiş görünüyor. Böyle bir amacın, çok şiddetli toplumsal ve siyasal çatışma yaşanmadan gerçekleşmeyeceğini 28 Şubat’tan sonra kavradıkları anlaşılıyor. Zaten, geleneksel islami hareketten de bu nedenle koptukları söylenebilir.Diğer taraftan, Batı ve küresel semaye ile entegrasyon arayışında olan muhafazakâr yeni burjuvazinin de böyle bir talebinin(şeriat) olmadığını kaydetmek gerekiyor. Amerikan dışişleri ve istihbaratının önde gelen Ortadoğu, Türkiye ve İslam uzmanlarından Graham Fuller’in, 1990′lı yılların ortalarından beri “ılımlı İslam” projesi üzerine çalıştığı bilinir. Fuller, Ortadoğu’daki anti-amerikan radikal islamcı akımları önleme ve geriletmenin yolunun, laik sistemleri desteklemekten değil, aksine radikal İslamcı partileri küresel kapitalist sistem içine çekecek ve özlerini dönüştürecek bir yaklaşımı benimsemekten geçtiği tezini yıllardır savunur. Fuller’e göre Batılıların, İslam ülkelerinde laiklik konusndaki ısrarının hiçbir anlamı yok. Çünkü ona göre İslam dünyasında laikliğin tarihsel ve kültürel temelleri bulunmuyor. Laiklik, Batı-Hristiyan kültürüne özgü bir olgudur. Ayrıca, Müslümanların günlük yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları ABD’nin stratejik çıkarlarını da hiç ilgilendirmez. Önemli olan şey, bu ülkelerin yada örgütlerin anti-amerikan bir niteliğe sahip olmamasıdır. O da ancak, ılımlı bir İslam modeli geliştirmekle mümkündür. Bu çerçeveden bakınca, Fuller’e göre, Fransız ekolünü izleyen laik Türkiye “başarısız” bir örnektir. Laiklik nedeniyle İslam dünyasından, onları etkileyemeyecek ölçüde uzaklaşmıştır. Ancak, yine de önemli bir laik birikime ve demokratik geleneğe sahiptir. Bu durumda bir “ortalama” alınabilir. Örneğin; Amerikalı strateji uzmanlarından Dinesh D’Souza da, daha 1995′te yazdığı bir kitapta , “Biz İslam köktendinciliğini dönüştürmeli, onu liberalleştirmeliyiz” demektedir. Fuller, 2000 yılında Türkiye hakkında yaptığı “şaşırtıcı” bir yorumda aynen şunları söylüyor: Ne demeli ? Yukarıdaki satırlar bir “analiz” olmanın çok ötesine geçmiyor mu ? Fuller, sizce de tasarlanmış, bağlantıları kurulmuş, ve bir ihtiyat payı bile bırakmaya gerek duymayan kesinlikteki bilgilerden (buraya dikkat, 2000 yılından söz ediyoruz) hareket etmiyor mu ? Eğer Fuller bir falcı değilse, yeryüzünde bu kesinlikte ve şaşmazlıkta ortaya konulan başka bir siyaset öngörüsünün örneği var mı? Çünkü, bu öngörüdeki herşey neredeyse gerçekleşmiş durumda. Kaynak : Merdan Yanardağ – Bir ABD Projesi Olarak AKP – Sf:16 ŞUURLU MÜSLÜMAN İÇİN RAMAZANŞENLİK ve FESTİVAL HAVASINDA EDÂ EDİLEN ORUÇLARIMIZ’a EĞLENCEYE DÖNÜŞTÜRÜLEN RAMAZANLARIMIZ’a MÜSLÜMANCA BİR BAKIŞ
Ramazan’ı gereği gibi değerlendiren, durumunu hayırlara doğru değiştiren, Oruç’larının hakkını vererek başını dik tutanların ve başını oruçla dik tutanların Ramazan’ları bereketli, Oruç ve diğer ibadetleri makbul olsun inşaallah. Ne kadar acıdır ki; insanımızı yönlendiren resmî kurumlar, belediyeler ve özellikle medya tarafından Ramazan, “ibâdet ve mâneviyât ayı” olmaktan çıkarılıp, eğlence ayı olarak değerlendirmekte, daha çok folklorik plânda, panayır tarzında, festival, şenlik, eğlence olarak hayata yansıtılmaktadır. Belki şehrimizde de böyle bir organize yapılmış ve hatta ünlü Cola firması bile buna sponsor olmuş olabilir. Araştırırsanız göreceksiniz. Eski Ramazanlar dedikleri İstanbul sosyetesinin, Ramazan ruhundan uzak direkler arası eğlenceleri, çadır programları maalesef, artık her yerde ve her Anadolu şehrinde var. İnancımıza göre Ramazan; Karanlıklardan nura çıkışın başlangıcı... Günahlardan arınmak için bir fırsat... Ne kadar güzellik, ne kadar hayır varsa hepsini kuşatmıştır. Ne namaz festivalidir, ne de mukabele ziyafeti; beşerin vahiyle yeniden buluşmasıdır o... Geride kalan bir yılın muhasebesi, bugünün ihyası ve geleceğin inşası... Bütüncül bir bakış... Korku ve pişmanlık, tevbe ve ümittir. Eğlenceyle, şamata gürültü ve hadsiz densizliklerle hiç mi hiç alakası yoktur aslında Ramazanlarımızın. Yazıklar olsun, imtihanda olduğunu unutarak dünyayı sadece geçim ve seçim dünyası kabul eden, ibâdetleri ihmal eden ve adetlerini ibadetleştiren, ibadetleri adetle değiştirenlere, Ramazan’ı hevesleri istikametinde şölene ve şenliğe çevirenlere! Ramazan, bir okuldur inancımızda. Namaz, Oruç, Fitre, Kur’an’ı okumak, Anlamak ve Dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi dersleri vardır. Ramazan okulundan yararlanmak için, dinimizin emirlerini yerine getirip haramlarından kaçan gerçek müslüman olmaya gayret etmek, ibâdetlere ve Kur’an’a sarılmak gerekir. Bu ayda geçmiş on bir ayın muhâsebesini yapan, geleceğe beden ve ruh olarak hazırlanan İslâm’ı yaşayan insanlar, ayın sonunda Allah’tan rahmet ve rızâ diplomasını hak ederler. Ramazan, Müstekbirler, emperyalist kafirler, kapitalist haramzadeler, komprador ağalar-beyler ve bütün zalimlerden hesap sormak için; Ümmetin İnkılâb ayıdır. Zihinlerde, sosyal ilişkilerde, mabedlerde, siyasal iktidarda ve tüm sosyal kurumlarda yaşamakta olan şirki defetmek ve vahyin buyruklarını hayata ikame etmek için, mahrumların ve mustazafların hakları için, bir imkan ve fırsat ayıdır Ramazan. Kadrini bilip değerlendirebilenler için, her yıl ayağımıza gelen Rahman’ın verdiği bir fırsat. Müslümanları tehdit eden, baskı, işkence ve korkutmayla sindirmeye çalışan azgınlara, müfsidlere, zalimlere karşı ilk darbenin indirildiği ayın adı Ramazan’dır. Oruç ayı olan Ramazan, küfrün belini kıran şanlı Bedir zaferinin daimî tanığıdır. Nefisle cihad ayıdır, olgunluk ve sabır ayıdır. Allah için sabretmeyi ve Allah için başkaldırmayı öğretir öncelikle inananlara. Atalar dinini değil, vahyî ölçüyü esas alan ve tarihten dersler çıkaran, kendi durumunu değiştirmedikçe Allah’ın durumlarını değiştirmeyeceğine iman etmiş, İslâm’ı, Allah’ın indirdiği netlikle yaşamaya ve yaşatmaya çalışan, Peygamberlerin takipçisi, Şehitlerin yolunu sürdüren, Küfrün korku odağı, İslami Hareketin İnkılâb ayıdır Ramazan. Ramazan; haramlara, şeytanlıklara, nefsimizin isteklerine karşı bir sığınak ve kaledir. Oruçla girilir bu kaleye. Ramazan’ın içinde bulunduğunu ve imsaktan iftara kadar geçen zamanda orucuyla ibâdet halinde olduğunu bilen kişi, Allah’ı görüyor gibi, yaptıklarını ölçülü ve güzel yapmaya çalışacaktır. Ve Ramazan’larını diriltebilenler, Ramazan’larda dirilenler olacaktır. Oruç, yaratıcımız, çevremiz ve kendi nefsimizle olan ilişkilerimizde olumsuzluklardan arınma duygumuzu güçlendirdiğimiz Tevhidî bir eylemdir. Rabbimiz için mahrumiyetleri ve güçlükleri göğüsleyebilmenin ve zorluklara mukavemet gösterebilmenin güzel eğitimidir. Ne mutlu Ramazan ikliminde İlâhî terbiyeden geçebilenlere, İtaat edenlere. Sadece yavan bir Oruç tutmakla iş bitmemektedir ve aslında yapılması gereken Orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı, haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helâlin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının, gasıpların elinden alınarak mustaz’aflara iade etme azminin, orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur. Ne mutlu Oruç tutanlara, Oruçlarına tutunanlara. Evlerimiz epeydir, Ramazan’la Kur’an kursuna dönüşmemekte, vaktimizi Kur’an doldurmamaktadır. Formalite icabı ve âdet olarak mukabelelerle yetinilmekte, düşünmeden, anlamadan, hayata geçirme endişesi duymadan Kur’an’ın sadece lafzı hızlı bir şekilde okunmakta ve malesef Kur’an’a karşı insanların görevlerinin, adetâ sadece hatim etmekten ibâret olduğu sanılmaktadır. Ramazan’ı festivale dönüştürenler orucu diyete, ibadeti âdete dönüştürürler. İbadetleri âdete dönüştürenlerin kaçınılmaz olarak yaptıkları ikinci yanlış ‘adeti ibadete’ dönüştürmektir. Ramazan’ı ‘beslenme festivaline’ dönüştürmek, bu güzelim imkânı, arsızca ve hovardaca isrâf etmekten başka bir şey değildir. Hiç olmazsa bu Ramazan; Hurafelere bel bağlayıp ilk iftarı Oruçbaba türbesinde açarak, Eyüpsultan’da teravih kılarak, Sultanahmet panayırında gezerek, Feshane gecelerinde nostalji yaşayarak avunmakla... Anladığı dilden tefekkür ederek Kur'an okumak yerine sadece doğru sesleri çıkarmaya çalışarak papağanlık etmekle... Orucu açlığa, namazı ritüele, dûayı buyruğa, zekâtı cimriliğe çevirerek... Özü şekle, anlamı lâfza kurban ederek... veya benzerleriyle oyalanıp kendimizi kandırarak Ne Olursunuz Treni Kaçırmayalım.! Bunlar sadece İstanbul’da olmuyor. Gözümüzü açalım, yakınımızda inanın en alâsı oluyor. Bilmem kaç yıldızlı otellerin, (Ramazan ayı dışındaki zamanlarda toplantılarının içkisiz yapılmadığı) balo salonlarında, daha çok zenginlerin birbirini ağırladığı, tanınmış kişilerin sofralara dâvet edildiği, iftar ziyafetlerinde, Firavun sofralarına benzer tarzda iftar etmek, günümüz insanına has taşkınlık ve tuhaflıklardandır. Ve Ramazan’ın ruhuna hakarettir. Oruçlarımızı çaldırmamak, Ramazanlarımıza sahip çıkmak adına uyanık olalım. Kötülük odaklarına karşı verilecek mücadelenin bireysel boyutunu teşkil eden Oruç’un ellerimizden tutarak bizi Ramazan’ın çocukları olarak yetiştirmesi dileğiyle, Ramazan’larda Oruçlarımızla arınmak, dirilmek, dik duruşlarımızı bozmadan ve Hakk’ın hatırını beraberce yüceltmek dileğiyle, Başlarını Oruç’la dik tutanların, Oruçları ve ibadetleri makbul, Ramazan’ları bereketli olsun. Unutmayalım ki, İslâmî Tesettürün defilesi, açılıp saçılarak gösterilmesi nasıl mümkün değilse, İbadetlerin de, Ramazan’ın da Festivali, Eğlencesi ve Şenliği olmaz, olamaz… … Sâhûr, İmsâk, İftâr ve Oruçlarıyla beraber…… Hayırlı Ramazanlar……… Nefs ve Heva ŞeytandandırNefsin Hevasına Uymak
Nefsin sevdiği, istediği şeylere heva denir. Nefsin hevasına, şehvetlerine, isteklerine, lezzetlerine tâbi olmak kötü huyların başında gelir. Nefsin arzularının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur'an-ı kerimde haber verilmiştir. Çünkü nefs, daima Allahü teâlâyı inkâr, Ona inat, isyan etmek ister. Her işte, nefsin arzularına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veya bid’at sahibi olmaya yahut fıska [haram işlemeye] başlar. Âlimler, (Nefse uymaktan kurtulmak, dünya nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki engellerin en tehlikelisidir. İbadetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır) buyurmuşlardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arzularından men edenin, varacağı yer elbette Cennettir.) [Naziat 40,41] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Şu üç şey insanı felakete sürükler: Hasislik, nefse uymak, kendini beğenmek.) [Ebu Nasr, Hakim-i Tirmizi] (Şu dört şey kimde bulunursa ona Cehennem haramdır, şeytan ve nefsinden de korunmuş olur. Nefsi bir şeye heves etse, nefsin şehvet ve öfkesine hakim olur. Nefsi bir şeyden nefret etse de onu yapar. Bu dört şey şunlardır: Bir miskini barındırmak, güçsüze acımak, hizmetçiye yumuşaklık göstermek, ana babaya infak.) [Deylemi] (Aklın alameti, nefse hakim olup öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizi] Nefse uyup da, tevbe ve istiğfar etmeden, af ve Cennet beklemek ahmaklık olmaktadır. Nefs, yaratılışında kötülükleri, zararlı şeyleri sevici ve isteyicidir. (Nefsinden sakın daim. Ona güvenme asla. Yetmiş şeytandan daha fazla düşmandır sana) Nefsin, insanı haramlara ve mekruhlara sürüklemesinin zararları meydandadır. İstekleri hep hayvani arzulardır. Hayvani arzular ise, hep dünyadaki ihtiyaçlardır. İnsan bu arzuların peşinde koşarsa, ahiret ihtiyaçlarını hazırlamaktan geri kalır. Çok önemli olan bir şey de, nefs mubahlarla doymaz. Mubahları kullanmayı arttırdıkça, isteklerini arttırır. Yine de, doymaz. İnsanı haramlara sürükler. Haramlara düşenin de küfre girmesi kolaylaşır. Mubahları aşırı kullanmak, dertlere, hastalıklara sebep olur. Böyle insan, hep midesini, zevkini düşünür. Hasis ve rezil olur. Nefsin İslamiyet'in dışına taşmasını önlemek için, onunla iki cihad vardır: 1- Nefse uymamak, onun arzularını yapmamaktır. Buna, Riyazet denir. Riyazet, takva ve vera ile olur. Takva, haramlardan kaçmaktır. Vera, haramlardan kaçıp mubahları da ihtiyaçtan fazla kullanmaktan sakınmaktır. 2- Nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Buna Mücahede denir. Bütün ibadetler mücahededir. Bu iki cihad, nefsi terbiye eder. İnsanı olgunlaştırır. Ruhları kuvvetlendirir. Sıddıkların, şehidlerin ve salihlerin yoluna kavuşturur. Allahü teâlâ kullarının ibadetlerine muhtaç değildir. Kullarının günah işlemesi de Ona zarar vermez. Kulun nefsini terbiye etmek, nefsle cihad etmek için bunları emretmiştir. Bitmeyen ve sonsuz olan Allah'tırİHLAS SURESİNİN TEFSİRİ
İhlas suresi dört âyettir ve Mekke'de nazil olmuştur. Übey b. Ka'b diyor ki: "Müşrikler, Resulullah´a: "Rabbinin nesebini bize bildir." dediler. Bunun üzerine Allah teala: "Ey Muhammed de ki: "Allah birdir, Allah sameddir." sure*sini indirdi. Resulullah (s.a.v.) İhlas suresinin âyetlerini izah ederken buyurdu ki: " Samed demek, doğurmamış ve doğurulmamiş olan demektir. Zira doğurulan hiçbir şey yoktur ki ölmüş olmasın. Ölen hiçbir şey yoktur ki ona mirasçı olun*muş olmasın. Aziz ve Celil olan Allah ise ne ölür ne de kendisine mirasçı olu*nur. Resulullah (s.a.v.) "Onun hiçbir dengi yoktur." âyetini de izah ederken buyurdu ki: "Onun ne bir benzeri vardır ne de bir dengi vardır. Onun hiçbir em*sali yoktur." [1] Said b. Cübeyr diyor ki: "Yahudilerden bir topluluk Resulullah´a geldiler ve "Ey Muhammed, Allah mahlukati yarattı. Peki onu kim yarattı?" dediler. Bu*nun üzerine Resulullah çok kızdı. Öyle ki rengi değişti. Sonra Allah için onlara sert bir şekilde çıkıştı. Bunun üzerine Cebrail (a.s.) geldi, Resulullah´ı teskin etti ve ona: "Ey Muhammed, kanatlarını indir." dedi. Resulullah´a, Yahudilerin sor*duğu sorunun cevabı geldi. Cebrail dedi ki: "Allah teala buyuruyor ki: "Ey Muhammed, de ki:"AlIah birdir, Allah sameddir. Hiçbir şeye muhtaç değil*dir. Herşey ona muhtaçtır. O ne doğurmuş ne de doğurulmuştur. Onun hiçbir dengi yoktur." Resulullah bu sureyi Yahudilere okuyunca onlar: "Rabbini bize vasıflandır. Onun yapısı, pazuları ve kolları nasıldır?" dediler. Bunun üzerine Resulullah, önceki kızmasından daha şiddetli bir şekilde kızdı ve onlara sert bir şekilde çıkıştı. Bunun üzerine Cebrail tekrar geldi ve Resulullah´a, daha önce söylediği gibi sözler söyledi. Resulullah´a, Yahudilerin bu sorularının da cevabı geldi. O da şu âyettir: "Onlar Allah´ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yeryüzü, kıyamet günü onun kudret ve hakimiyeti altındadır. Gökler onun kud*retiyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzeh ve yü*cedir." [2] Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki: "Resulullah bir müfrezenin başında (emir olarak) bir adam gönderdi. O kişi, arkadaşlarına kıldırdığı namazlarda her kıraaından sonra rekatları bitiriyordu. Müfrezede bulunanlar geri döndüklerinde bu durumu Resulullah´a anlattılar. Resulullah da onlara: "Ona sorun bunu niçin ya*pıyor?" buyurdu. Onlar sordular o da: "Bu sure, rahman olan Allah´ın sıfatıdır. Bunun için okumayı seviyorum." dedi. Resulullah: "Söyleyin ona Allah da onu seviyor." buyurdu. [3] Enes b. Malik diyor ki: "Ensardan bir kişi, Küba mescidinde onlara imamlık yapıyordu. Namaz*da okuduğu her sureden Önce okuyor onu bitir*dikten sonra da başka bir sure okuyordu. Her rekatta böyle yapıyordu. Arkadaş*ları onunla konuştular ve ona: "Sen bu sureyle başlıyorsun. Sonra bunun yetme*diğine kanaat getirerek başka bir sure okuyorsun. Ya sadece bu sureyi oku veya bunu bırak başkasını oku." dediler. O kişi: "Ben bu sureyi bırakmam. Siz bu şe*kilde imamlık yapmamı isterseniz yaparım, istemezseniz bırakırım." dedi. Enes diyor ki: "Ensarlılar bu zatın, en üstünleri olduğu kanaatındaydılar. Onun dışın*da birisinin kendilerine imam olmasını istemiyorlardı. Resulullah bunlara gelin*ce ona durumu bildirdiler. Resulullah ona: "Ey fılan, arkadaşlannın istediği bir şeyi yapmana engel nedir? Bu sureyi bırakmamana sebep nedir?" buyurdu. O zat da: "Ben onu seviyorum." dedi. Resulullah: "Senin onu sevmen seni cennete koydu." buyurdu. [4] Ebu Said el-Hudri diyor ki: "Bir kişi, başka birinin tekrar tekrar okuduğunu işitti. Sabah olunca Resulullah´a gelip durumu ona anlattı. Sanki bu gelen kişi okumayı az buluyordu. Bunun üzerine Resulullah ona: "Hayatım kudret elinde olan Allaha yemin olsun ki bu sure, Kur'anın üçte birine denktir." buyurdu. [5] Ebu Said el-Hudri diyor ki: "Resulullah, sahabilerine: "Sizden biriniz, Kur'an´ın üçte birini bir gecede okumaktan âciz olur mu?" buyurdu. Bu onlara zor geldi ve onlar: "Ey Allah´ın Resulü, hangimiz buna güç yetirir?" dediler. Resulullah: Kur'an´ın üçte biridir." buyurdu. [6] İhlas Suresi´nin, Kur'an´ın üçte birine denk olduğu, Ebu Said el-Hudri´den başka Eba Eyyub el-Ensari, Ebu Hureyre, Übey b. Ka'b, Ebu Mes'ud, Ebu´d Der-da, Ümmü Gülsüm Bint-i Ukbe ve diğer bir kısım sahabilerden rivayet edilmiş*tir. Abdullah b. Hubeyb diyor ki: "Biz, yağmurlu ve çok karanlık bir gecede dışarı çıktık. Bize namaz kıl*dırması için Resulullahı arıyorduk. Onu bulduk. O, "Namaz kıldınız mı?" bu*yurdu. Ben bir şey söylemedim. Sonra yine "Söyle" dedi. Ben bir şey söylemedim. Sonra yine "Söyle" dedi. Ben de: "Ey Allah´ın Resulü ne di*yeyim?" diye sordum. Resulullah buyurdu ki: "Akşama eriştiğin ve sabahladı*ğın zamanda üç defa oku. Bunlar sâna, he'rşeye karşı kâfidir. [7] Hz. Aişe (r.anha) diyor ki: "Resulullah her gece yatağına vardığında iki elini birleştirip onlara üflerdi. Üflerken de okurdu. Sonra iki eliyle vücudunun kavuştuğu yerleri meshederdi. Önce başın*dan ve yüzünden başlar öylece devam ederdi. Bunu üç defa yapardı." [8] 3- "O ne doğurmuş ne de doğurulmuştur." O, doğurmamıştır. Yani yok olmayacaktır. Zira her doğuran fanidir ve sonunda yok olur. O, doğurulmamıştır da. Yani daha önce yok iken sonra icad edilmiş değildir. Çünkü her doğumlu, önceden yok iken sonradan meydana gel*miştir Evet, Allah teala, kadimdir, başlangıcı yoktur. Bakidir, sonu yoktur. [9] 4- "Onun hiçbir dengi yoktur." "Denk" diye tercüme edilen kelimesi, Ebul Âliye, Ka'bul Ahbar ve Abdullah b. Abbas tarafından "Benzer ve emsal" diye izah edilmiş Mücahid tarafından ise "Eş" manasında izah edilmiştir. Taberi birinci görüşü tercih etmiştir. Ebu Hureyre diyor ki: "Resulullah (s.a.v.) Allah teala´nın şöyle buyurduğunu söyledi. "Âdemoğlu beni yalanladı. O böyle yapmamalıydı. O bana sövdü. O, bunu yap*mamalıydı. Onun beni yalanlaması, benim onu ilk yarattığım gibi tekrar diriltemeyeceğimi söylemesidir. Halbuki ilk yaratma, bana göre tekrar diriltmekten daha kolay değildir. Onun bana sövmesi ise "Allah çocuk edindi..11 demesidır. Halbuki ben, doğurmayan ve doğurulmayan, kendisinin hiçbir dengi bulunma*yan Ehad ve Samed'im." [10] [1] Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 112, bab: I, Hadis no: 3364 [2] Zümer Suresi, 39/67 [3] Buharı, K.el-Tevhid. bab: 1 / Neseî, K. el-İflilah.bab: 69 [4] Buharı, K. el-Ezan,bab: 106 [5] Buhari, K. Fadail el-Kur'an, bab: 113 [6] Buhari, K. Fadail el-Kur'an, bab: 113 [7] Ebu Davud, K. el-Edeb, bab: 101, Hadis no: 5082 [8] Buhari, K Fadail el-Kur'an, bab: 14 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/267-271. [9] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/274. [10] Buhari, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 112, bab: 2 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 9/274-275. TABERİ TEFSİRİ |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|